Ellerim sözcüklerin
kalabalığında kıydı kendine
ruhumun yaralarından
seyrederken kalbim.
Beceriksiz ifadeleri tenine
süren kâğıtlar ve
itiraflarında boşalan iç
hırpalayan harflerin
yayılımındayım, şimdi.
Gecenin kokusu… Can çekişen
nefesim ve yalvarışın teslim
almak istediği kalbim.
Anlaşılmama dehlizlerinde
ellerini eteğini çeken ışık,
razı kaldığım revalarda
dirence ait kırıntıları
toplamaktır bütün yaptığım.
Harflerin keşfinde
giriştiğim bütün çıkmazlarda
benden önce biriken kanıtlar
arasında bir nebze de olsa
acının ateşine su serpen ama
aniden serinleten, eriyen ve
kaybolmaya ait, bir deva.
Aitlik içinde kaçışlara
susayıp büyütürken seni,
sıyrılmalarımızda
yakıştırdığım her isim yine
beni gecenin gömütünde
kararan, hayattan şikâyetçi
türkülere, gömülmüşlüğüme
bırakıyor.
Oysa sen sözcüklerin
ardındasın. Bu hayatın diğer
yüzü, varmak
istediklerimizin arasında
yıldız yıldız halinle
dokunduğun her şeye can
vererek duruyorsun. Aramızda
sözcüklere sığınmış bir
sonsuzluğun aralığından
bakıyor, çırpınıyor,
yorgunluk, yılgınlık
deryasının içinden geçerek
sesleniyorum sana,
hayatımdan cinayetlerin
numunelerini alsa da
imkânsızlıklar… Sözcüklerin
ötesinde bulmaktır seni
hayat tanımı ve yaşanırlığı…
Vicdanını unutarak yağan
yalnızlık yağmurunda içimde
kaynayan coğrafyamda üşüyen
geceler. Yaşadığımdan şüphe
eder bile kendime değil sana
kudret olabilecek
temmenilerimi saklayıp
pençelerimle temizlerdim
sözcükleri kaplayan o
derinlere işleyen yapışkan
yabancı huzursuzluğu.
İşte yazıyorum buraya
ağlamaklı hallerimin
refakatinde ezerek kalbimin
inancını ve sonra silen
yalanların ortasında
tuttuğum dal, alnıma güneşin
sıcaklığını sürüp korkmadan
ve patikalardan kendine
uğurlayan senin için
demirledim kendimi
sözcüklerin bu yakasına ve
ötesi… Bu yaka hali ızdırap
bir bekleyiş ötesi
acılarımın sonu yani sen!
Ortası bilinmezlik ve her
değdiğimiz de ölüme hasret
bırakan dumanlı, kör tufan
bir sonsuzluk… Onun da
ötesisin. Sözcükler sadece
bunu işaret eden bir el.
Ellerim sözcüklerin
kalabalığında kıydı kendine
ruhumun yarlarından
seyrederken kalbim.
Kalbim; var ile yok arası
bir bilmece, ellerimin
toprağına düştü tam
ortasında boğuldu
sözcüklerin.
Bahardan kalma coşkuların
esintisidir bizdeki
dövmelerin harcı. O bizim
sembolümüz nereye gitsek
kimlik yerine gösterdiğimiz.
Ve bahar… Deli bir tay gibi
alıp götürür yeşilliğini.
Sonbahara kaldık… asık
suratlı sararan günlerin
koynunda dövmelerimiz silik
bir birer belgi.
Uzaklara içimizde
uçurduğumuz yaralı kuşların
yurdu işgal, talan, umuda
sarmalanmış bir acı…
Bir daha yaz gelmez diyorum,
bulmam seni ömrümü sil
baştan alsam da. Sımsıkı
sarılıyorum ılıklığına
sözlerinin. Ve bu yüzden ne
ilkbahar ne sonbahar nede
kışımsın… son yazımsın
yazgımda, kimliğimin yerine
geçen.
Bu yakada
Alıştım cehennemime
Ey güle öz/ sese renk,
yaşamıma beste
İp ince bir yalnızlık
esintisinde
Yazımda düşüm
Düşümde kimliğim
O yakada tutsak bir cennet
Kızılca düşen şimşekleri
özlemimin
Hüzne suları saran ceylan
O yakada kanat çırpan kalbim
Ve ötesi söyleyeceklerimin